17 Haziran 2015 Çarşamba

Kitap İncelemesi: Sofi'nin Dünyası

Kitap Hakkında:
Kitap: Sofi'nin Dünyası
Orijinal adı: Sophie's World
Yazar:Jostein Gaarder
Sayfa sayısı: 592
Yayınevi: Pan Yayıncılık
Goodreads puanı: 3,84


"Ben varken Tanrı yoktu.Şimdi Tanrı var,ben artık yokum"

İçinde "Kimsin sen?" yazan bir mektup alırsanız tepkiniz ne olurdu? Büyük ihtimal bunu düşündüğünüzde saçma bulur ve zarfı fırlatıp atardınız,mesela aklınızdan hiç felsefeye ilgi duymak geçmezdi.Fakat Sofi böyle başlamıyor.Bu sorunun ardından aynanın karşısına geçiyor ve onu diğerlerinden farklı kılan bir şeyin olması gerektiğini düşünüyor.Sonra gelen mektuplarla da felsefeye başlıyor.Bizi farklı kılan şey nedir peki? Tamam genler ama felsefenin temeli bilimsel gerçekler olmadan düşünmekte yatıyor.Hayal edin,Platon nasıl düşünmüş olabilir? O zamanlarda bilim neredeyse hiç gelişmemişti,tahmin edersiniz ki.Ya da şöyle düşünün ölümsüz ruh diye bir şey var mı? 
Tüm dünya bir sahnedir
yalnızca birer oyuncu olan kadın ve erkeklerin
sahneye girip çıktığı.Ve tek bir insanın
ömrü boyunca pek çok rol oynadığı.

Biraz karışık oldu değil mi? Yüzyıllardır sorulan sorulardan bir kısmı işte böyle yüzünüze çarpıyor.Karışık falan da demeyin.Çünkü bölüm bölüm karşınıza çıktıkça çok eğlenceli oluyor.Aynı zamanda bir şaşkınlık da yaşıyorsunuz.Bir günde 100 sayfa anca okumamın nedeni de bu.Düşünerek ve cevap vererek okuduğunuzda yavaşlıyorsunuz ama bu verimli okuduğunuz gerçeğini değiştirmiyor.Bir de altını çizmekten hoşlanıyorsanız çizeceğiniz yüzlerce güzel cümle var.

Sofi'nin Dünyası'nın konusu aslında birinci paragraftan ibaret.Fakat işin içine Hilde adlı bir kızın gizemi de giriyor.Felsefe mektuplarında bahsedilen Hilde ve Sofi'nin aldığı gizemli kartpostallarla hikaye bölümünün en fazla bulunduğu yer tam da burası.Öyle akıcı bir kitap da değil.Çoğu insan sıkıcı olduğu için beğenmemiş bile.Benim işim de iyice beğenilmeyen kitapları okumak oldu.Fakat şunu söyleyebilirim.Sofi'nin Dünyası bir felsefe klasiği ve eğer "Ben nereden başlayacağım ya" diye isyan ediyorsanız gayet ideal bir kitap.Hele ki benim gibi felsefe konusunda çok ama çok az bilen biri için doyurucu bir kitap olduysa ve felsefecilerin çoğu tarafından da sevildiyse artık bir şey demiyorum.Tabi,kitap zevki de kişiden kişiye değişir.Hikaye kısmını fazla bekleyen insan mektup kısımlarını hızlı geçmek isteyecektir belki.Eğer bu kısımları hızlı geçerseniz bir şey kazanamayacaksınız.En iyisi dişinizi sıkıp kendinizi vererek okumanız.Böylece diğer mektuplara ve diyaloglara da alışacaksınız ve size bir hikaye gibi akıcı gelecek.

Yani tüm soru "olmak ya da olmamak" değildir.Soru aynı zamanda ne olduğumuzdur.Gerçekten et ve kemikten oluşmuş insanlar mıyız? Dünyamız gerçek şeylerden mi oluşuyor,yoksa akıl mı bizi çevreleyen?


Her zamanki gibi üslubu sonlara atıyorum.Yok Sokrates şu zaman doğdu,şu zaman öldü,şöyle şöyle düşündü gibi teknik bilgileri önce bir geçelim.Zaten odaklanacağınız nokta bu olmayacak ki hayatlarını da tam bilemiyoruz.Yazar burada size önce dönemden bahsediyor ve siz dönemi okurken kendinizi dönemin içinde buluyorsunuz.Sonra Sokrates'le,Platon'la,Aristo ve Demokritos'la karşılaşıyorsunuz.Bu filozoflar neleri savunmuş,o dönem hakkında neler söylemişler,evren ile ilgili neler düşünmüşler bunlara geçiyorsunuz.Fakat bunları öğrenmeden önce yazar Sofi aracılığıyla size birtakım sorular soruyor.Bunları başta cevaplayamazken Platon'dan sonra açılmaya başladım ben.Sonra da kendi fikirlerimi öne koymaya başladım ve kitapta artık Sofi ve Hilde yoktu.Artık karakter bendim.Filozof Alberto'nun bir numaralı öğrencisiydim ayrıca.Sanırım Sofi'yle biraz farklı düşünüyoruz.O her öğrendiği filozofa hayran oluyor neredeyse,Fakat bana bazı fikirleri saçma geliyor.İşin karmaşık yanı Sofi'ye saçma gelen şey de bana mantıklı geliyor.İşte böyle bir zıtlık söz konusu.Tabi,mektuplardaki sohbet havası olmasaydı böyle etkin bir okuyucuya dönüşmem imkansız olurdu.Yine anlamaya çalışırdım ama heyecanlı bir kitap yerine sıradan bir kitap ortaya çıkmış olurdu.


Çinli bilge Chuangtze şöyle der: Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm.Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören Chuangtze miyim,yoksa rüyasında Chuangtze olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.


Kitapla ilgili genel düşüncelerim kitabın mükemmel olduğu yönünde.Gerek Helenizm gerek Batı dinleri hakkında kafamda daha önce oluşmamış sorular anlık olarak oluştu ve hepsini tek tek silmeyi başardım.Hatta felsefeyle ilgili kitapları listeme eklemeye başladım bile.Tabi bu kitapları okurken Sofi gibi kendimi toplumdan soyutlamayı hiç ama hiç düşünmüyorum.Çünkü okuduğunuzda da anlayacaksınız.Felsefe biraz da gözleme dayanıyor.Ayrıca burada önemli olan Descartes şöyle savunmuş ben de bunu savunayım demek değil.Siz tarihsel gelişime bakarak ve soruları kendi düşüncelerinizle cevaplayarak farklı bir bakış açısı oluşturuyorsunuz zaten.Yazarın da amacı bu aslında:Size kendi kendinize düşünebilmeyi ve dünyaya alışıp sorgulamaktan kaçınmanızı önlemek.İşte tam da bu yüzden bu kitabı sindire sindire ve anlayarak okumak çok önemli.Umarım sıkıcı diye bırakmaz biraz olsun kendinizi zorlayıp ciddi anlamda düşünmeyi öğrenirsiniz!


Çünkü Darwin'in evrim teorisinin bir başka sonucu değil midir her bir küçük canlının bu büyük bağlamda bir anlam taşıdığı? Yaşayan bu gezegen biziz Sofi! Evrende yanan bir güneşin etrafında gezinen bu büyük gemi biziz.Her birimiz de aynı zamanda yaşamın içinde yüzen,genlerle yüklü bir gemiyiz.Yükümüzü bir sonraki limana bıraktığımızda boşa yaşamamışız demektir.

2 yorum:

  1. Çok etkileyici bir yazı olmuş, kitabı okumak için sabırsızlanıyorum! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen sessiz bir yere geç başla derim ben.Umarım kitabı beğenirsin :)

      Sil