1 Ocak 2015 Perşembe

Kitap İncelemesi: 1984


Merhabalarr J
Bu benim ilk blog yazım olacak ve ben çok heyecanlıyım.Uzun zamandır böyle bir blog açmayı planlıyordum ve sonunda üşengeçliğimi yenerek ve belirlediğim ilk kitabımı da bitirdikten sonra sıcağı sıcağına yazayım dedim.

İlk olarak çoğumuzun edebiyat ya da felsefe derslerinden adına aşina olduğu “1984” adlı kitaptan başlamaya karar verdim.Çünkü kendisi bir yıl boyunca almayı ertelediğim ve bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı.Sonunda aldım ve tamamen dolu olduğum bir haftada bitirmeyi başardım.Vee başlıyoruz…

“Partinin dünya görüşü,onu hiç anlamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu.(…)Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi,yuttuklarından geriye hiçbir şey kalmıyordu.”
Aslına bakarsanız kitabın arka kapağında yer alan bu yazı günümüzde çoğu ülkede yer alan bir sistemi anlatıyor.İktidarda bir parti vardır ve vatandaşları kendi görüşüne göre yetiştirir,bu ülkelerde de hiyerarşik bir toplum anlayışı egemendir.Alt kademe olan proleterlerden tutun da üst kademeye kadar tüm vatandaşlar bu sistemin içerisindedirler.Günümüzde bu alt kademe üst kademe olayı çok belirgin olmasa da George Orwell’ın kendi ütopyasında çok güzel bir şekilde görebilirsiniz.

Kitabımızın baş kahramanı Winston Smith sürekli kendi düşünceleri içerisinde çelişmektedir.Parti ise her geçen gün geçmişteki olayları çarpıtarak ve eski verileri yok ederek vatandaşların ortaya çıkan olayları bu zamana kadar hep olmuş olarak görmesini sağlamaktadır.Şimdi aklınızdan geçen şey bu insanlar bunu kavrayamıyor mu sorusu olabilir ama bu ütopyada Düşünce Polisi adı verilen makineleştirilmiş insanlar Parti’yle çelişen düşünceleri buluyor ve o insanları da buharlaştırıyorlar.Buharlaştırmak da bir insanı ortadan kaldırmak oluyor fakat siz buharlaştırıldığınızda hiç var olmamış oluyorsunuz.Size ait olan tüm kayıtlar ortadan kaldırılıyor.Hatta eğer Parti "2x2=5"diyorsa o hep 5 olmuştur ve zaman içerisinde hiç değişmemiştir.Eğer ileride parti 4 diye değiştirirse de o hep 4 olmuştur.Üstüne üstlük parti her gün dil içerisinden bir sürü kelimeyi yok ediyor.Mesela "özgürlük", "eşitlik" ,"bilim" gibi kelimelerin anlamını karşılayan kelimeler yeni sözlükte hiç geçmiyor.Bakanlıklar ise tamamen palavradan ibaret. "Sevgi Bakanlığı" işkenceyi, "Varlık Bakanlığı"  yokluğu, "Barış Bakanlığı" savaşı, "Gerçek Bakanlığı" ise yalanı temsil ediyor.Çünkü iktidar ancak çelişkileri kendi içerisinde harmanlarsa ayakta kalabilir.Bu nedenle parti size neyi diyorsa ona körü körüne bağlanmak ve asla gerçek duygularınızı dışa vurmamak zorundasınız. Winston Smith’de hayatı boyunca düşüncelerini dışa vurmasa bile içten içe partiye karşı bir tutum sergilemiştir.Hatta bunun için bir günlük tutmaktadır.Günlük tutmak ise o dönemde düşünce suçu sayılabilecek bir suçtur.Winston bunu bile bile defalarca “Kahrolsun Büyük Birader” yazarak günlük tutmaya başlar.Bu günlüğü tutarken her an düşünce polisine yakalanma korkusu vardır içinde.Çünkü bu ütopyada hiçbir şey size ait değil.Hükümet büyük ekranlarla sizin kalp atışlarınızı bile denetleyebilirken,uyanık ya da uykudayken ve yemek yerken izlendiğinizi bilerek yaşamak o kadar iğrenç geliyor ki kitabın ortasında ister istemez sinirleniyorsunuz,inanamıyorsunuz.Çünkü cidden bu kitabı okurken Winston Smith değil de asıl karakter sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz.

Özellikle kitapta küçük çocukların anne babalarına düşman edilmesi ve düşünce suçu işlediklerinde direk Düşünce Polisi’ne ihbar etmeleri ve partinin bunu aile sevgisi çerçevesinde propaganda yapması,üstüne üstlük savaş olmadığı halde hükümetin kente bombalar yağdırması da o kadar gerçekçi bir dille yazılmış ki kitabın sonunda iyiki bu kitabı almışım dedim.Hele de 48.baskı kapağını gördüğümde kitapla aramda duygusal bağ bile kuruldu diyebilirim.İlk yazımı bitirmeden önce eğer bu kitabı okumak isteyip de vakit bulamadıysanız şuan kesinlikle başlamak için en iyi zaman.Ben bir yıl erteledim ama bunun iyi olduğunu düşünüyorum.Çünkü eğer ertelemeseydim öylesine okuyacaktım ve benim için bu kadar anlam taşımayacaktı.

İlk yazıma göre çok uzattım,biliyorum ama bu yazının benim için özel olmasını istedim.Yazımın sonuna gelirken sizinle kitapta altını çizdiğim ve beni çok etkileyen cümleleri ve bölümleri paylaşmak istedim.Umarım beğenirsiniz.Hepinize bol kitaplı günler diliyorum J

Kitaptan bazı alıntılar;
*Düşünce suçu ölümü gerektirmez: Düşünce suçunun kendisi ölümdür.
*Uykuda ya da uyanık,çalışırken ya da yemek yerken,içeride ya da dışarıda,banyoda ya da yatakta…kaçış yoktu.Kafatasınızın içerisindeki birkaç santimetreküp dışında hiçbir şey sizin değildi.
*Savaş barıştır,özgürlük köleliktir,cahillik güçtür.
*Parti geçmişe el koyabiliyor ve şu ya da bu olayın hiçbir zaman olmadığını söyleyebiliyorsa,bu hiç kuşkusuz işkenceden de,ölümden de beter bir şeydi.
*İnsan,kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin bir gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?
*Kağıt ağırlığı Winston’un içinde bulunduğu odaydı,mercan parçası da Julia’nın ve kendisinin kristalin tam ortasına sonsuza dek yerleşmiş yaşamları.

2 yorum:

  1. Çok güzel olmuş :) senden böyle bir şeyler çıkmasını hep bekliyordum zaten . Yakın zamanda çooook gelişmen dileğiyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :) Bu güzel dileğin ikimiz için de geçerli olsun o zamaan :)

      Sil